Giriş |  Kayıt
"Aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur."
SOKRATES
 
 
 

Yazar ismi :  Şenol Erten (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Şenol Erten isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      UÇAK KORKUSU  
Büyülü ülke Hayalistan ziyaretim nihayete ermişti. Havaalanına geldim… Uçak gecikmeli kalkacaktı. Bekleme salonunda dolanıyor, camdan apronu seyrediyor, televizyona bakıyorum.

Dergi okumaya başladım. Çoğu yerini bitirmiştim, kalan yazıları da kısa sürede tüketip kalktım. Salonda turlamak hem sıkıcıydı hem dikkat çekiyordu. Tuvalete gittim. Yüzümü yıkadım, serinledim. Aynaya karşı bir nutuk irat etmeye başlamıştım ki içeri bir yolcu girince kesip çıktım.

Yine salondayım. Rastgele bir koltuk seçtim. Sağ önümde bir bebek arabası vardı. Anne ayağa kalktı, çöküp eğilip bebeğiyle ilgilenmeye başladı. Göğüsleri görünüyordu. Bir tanesi çıktı çıkacaktı. Nazarımı başka tarafa çevirdim. Başım tekrar evvelki cihete döndüğünde bu kez iki hopur hopur göğüs aynı anda fırladı fırlayacaktı. Yerimi değiştirmem gerekiyordu.

Karşıda bir koltuğa çöktüm. Yanımdaki adam akıllı telefonuyla meşguldü. O arada oflayıp pufluyordu. Bunu sık yapıyordu ve her seferinde nefesinden yayınlan alkol kokusu yüzüme çarpıyordu. Orada da duramadım.

Şimdi tuvaletin sırasındaki bir koltuktayım. Yanımda yine bir erkek yolcu. Öne doğru kaykılmış, dirseklerini dizlerine dayamış, ellerini kenetlemiş halde oturuyordu. Gözleri yere mıhlanmıştı; başını sağa sola, yukarı aşağı oynatıyor ve sanki bir şeyler mırıldanıyordu. Galiba “Allah” lafzı da döküldü ağzından. Pek adetim değildir; nedense içimde adamla sohbet etmek isteği peyda oldu. “Hayalistan’a gezmek için mi gelmiştiniz?” diye sordum. Tek kelimelik “ticaret” cevabını başını çevirmeden verdi. Dedim: “Hangi sahada?” Bu sefer adeta homurdanarak, yine tek kelimeyle, yine baş pozisyonunu değiştirmeksizin ve zımnen ‘daha başka bir şey sorma’ ifadesiyle “turizm” yanıtı geldi. Ne kaba biriydi. ‘Sen konuşmazsan ben meraklısı değilim’ mülahazasıyla kalkıp tuvalete girdim.

Tebevvül ettim. Yüzüme su serptim. Nutuk atmak yerine turizmcinin bakışlarını, mırıldanmasını, duruşunu, baş sallamalarını ve sözlerini taklit ettim.

Salona avdet ettiğimde yolcular sıraya girmişlerdi. Sıra eriyene dek kah oturdum kah gezindim.

Nihayet uçaktayım. İlerliyor, koltuğumu arıyorum. Yaklaştım. ‘Evet, şu sıra, cam kenarı; lakin…’ Sürpriz!

Turizmci, sıranın ortasındaki koltukta, salondaki pozisyonda oturmaktadır. Baş sıradaki yolcu, şifahi izne bile mahal bırakmadan kalktı; turizmciye ise söz kafi gelmedi, fiziki müdahale iktiza etti. Dokununca ürperdi, tavan cihetine sertçe bir bakış fırlattı, kilolu ve terli vücudunu sanki 2g’lik cazibei arza maruzcasına ağır çekim kaldırdı. Bacaklarımı dizleri ile ön koltuğun arasından sürte sürükleye yerime geçebildim.

Motorlar çalıştı. Turizmci, hayret, doğruldu. Piste çıktık. Dirsekler dizlerinde. Durduk. Doğruldu. Ve kalkıyoruz. İki elini birden ön koltuğa dayadı. Hızlanma ve kalkış. Gözleri kapalı, mırıldanıyor: ‘ıhh, amaan’ nevinden nidalarla. Salonda da böyle inlediğine, sebebinin uçak korkusundan kaynaklandığına muttali oldum.

Elan tayyaremiz göklerde, gıcık turizmci kollarımdadır. Kafamda hemen bir senaryo kurguladım: Ben de korkuyordum, bunu ona izhar edecektim…

Söyleniyormuş gibi ama duyacağı şekilde: “Dilerim kazasız belasız bir yolculuk olur, sağ salim inebiliriz.” dedim ve ekledim: “Fırtına mevsimindeyiz, epey sarsılacağız, uçağın çatırdadığını duyacağız. Yüreğim ağzıma geliyor efendim.” Sözümü tamamladığımda sağ elimin tersiyle omuzuna dokundum. İrkildi ve ilk kez yüzüme baktı: endişeli, kasılıp kısılmış, yeşil, ‘ne olur daha fazla konuşma’ diyen gözler. Takiben dua duruşunda eller. Bu adam dindar yahut uçak dindarıydı. Öyleyse ben de dindar olmalıydım; şakadan idiğinden münafıklık erdemsizliği olarak telakki edilemezdi.

Hostesler servis yaptı. Adamın ne bir şey içmeye, hele yemeğe takati vardı. Ben ikramları afiyetle içip yedim.

Bulutların çok üzerindeyiz. Hava, maalesef iyi. Adam nispeten rahatlamış, sakinleşmiş. Onu tekrar eski haline tahavvül ettirmem lazım. “Geçen sene yine bu mevsimde uçuyordum. Gayet normal bir seyir takip ederken uçak aniden yan yattı. Allah sizi inandırsın, bir kanadını göğe saplanmış gördüm. Hayatımda böyle korku yaşamamıştım. Hafazanallah.” derken sesime titreyiş vermiştim. Turizmci ‘oooyyy’ nidasıyla kıvama geliyordu.

Hikayeyi sürdürecektim, lakin gerek kalmadı, hava boşluğuna* düştük. Kaskatı kesildi, nutku tutuldu. Pilot konuştu: “Sayın yolcularımız; zaman zaman hava boşlukları ile karşılaşacağız, endişelenmeyiniz.” Akabinde, nedenini kesinkes bilmiyorum, belki düşmeden evvelki hıza erişmek veyahut önceki irtifaya tırmanmak için süratin arttırılmasından mütevellit, muvakkat bir gürültü hasıl oldu. Adam bembeyazdı. Şimdi, ‘Suudi pilotun anonsları’ fıkrasının tam vaktiydi. Yaya uzata, sündüre gerdire anlatıyor, anlatıyordum.
Turizmci renkten renge giriyordu. Sonunda kelimei şahadeti serdettiğimde bayılacak gibi oldu.

Şansım yaver gitti. Hemen ardından uçak rota değiştirdiğinden bizim taraftaki kanat hafifçe yukarı kalktı. İşaret ettim. İkimizin de gözleri kanatta, benim iki elim kolunda, başım omzundaydı. Artık birlikte inliyor, mırıldanıyorduk. O da bana sarılsa mükemmel bir tablo sadır olacaktı. Fakat tersine beni kendisinden çözdü…

Uçakta hafif sarsıntılar. Korkusunu katmerlemeliydim. “Kendimize mukayyet olalım beyefendi. Aklımızı koruyalım. Cenabı Allah bizimledir. Düşme halinde talimatları harfiyen uygulayalım. Kurtulma şansımız belki olur.” Mimiklerimle, hareketlerimle onun yansımasıydım; sesimle de duygularının dublajını yapıyordum. Son cümlelerimi raşelerle söylerken iki elini birden zapt etmiştim.

Turizmci ellerimi ellerinden koparırcasına sıyırdı, cesametinin hilafına koltuğundan fırlayacakmış gibi dikildi, seslendi: “Hostes hanım, hostes hanım!” Hostes hanım yerine host bey geldi. Adam yerinin değiştirilmesini istiyordu. İçimden zafer çığlığı attım. Host, nedenini sordu. Ben, durumdan habersiz bir tavırla onları izliyordum. Şikayet ederse sakinleştirmeye çalıştığımı söyleyecektim. Lakin beni işaret etmedi, zira öyle veya böyle korktuğu ifşa olacaktı. Koltuğunun ve kemerinin rahatsız ettiğini bahane gösterdi. Host, bütün koltukların dolu olduğunu, birazdan inişe geçileceğini bildirip, rahatlatıcı bir iki kelam ettikten sonra gitti.

Nitekim bir hostes anons etti, kemerlerin bağlanması talimatını verdi. Adam şimdi bana 45 derece dönük vaziyette oturmaktadır. Uçak burnunu yere çevirdiğimde o da uçağın kalkarkenki vaziyetini aldı. Bu kadarla bırakamazdım. Kulağına eğilim, “Az kaldı. Göçmen kuş sürüsü tehlikesini de bir atlatsak Yarabbi. Tekerlerde bir sorun çıkmaz umarım; bir uçuşumda ilk sefer açılmadıydı da dönüp durmuştuk. Bir de, namalum riskler bulunuyor, kader bu, her şeye hazırlıklı olmalıyız.” Turizmci inledi. Eminim içinden, beni duymamak için sağır olmayı bile dilemişti. O anda yanındaki, mühendis tipli yolcu ile göz göze geldik. Gözleri ve yüzü, ‘seni biliyorum, olanların farkındayım’ diyordu. Gülümsedim, tebessüm etti.

Tekerlekler piste değdiğinde ki ‘sert’ bir inişti (Bir pilot yakınım doğru inişin bu olduğunu söylemişti.) yerimden sıçradım, turizmciyi tutup bıraktım. Onu sonuna kadar tedirgin edecektim.

İndiğimiz havaalanının pisti uzun; o yüzden uçaklar bir süre oldukça yüksek bir hızla ilerliyor, süratlerini tedricen azaltıyorlar. İşte o yüksek hızla saniyelerce yol alıyoruz. “Frenler tutmuyor, çarpacağız, eşhedü enla…” deyip muhatabımın koluna giriyorum. ‘Yaaa, ooo…’ nidaları eşzamanlı çocuk çığlığıyla bir armoni teşkil ediyor. Bu kez, sadece sıra başındaki adamın değil, karşı sıradaki yolcuların nazarları da bizim cihete yöneliyor.

Uçağımız aprondadır. Ben, “Çok şükür, çok şükür. Gözümüz aydın. Hak Taala bizi sevdiklerimize bağışladı.” demekteyim. Aynı anda hafifçe dokunuyor, kaygıdan henüz kurtulmuş bir yüzün inşirah gülümsemesiyle bakıyorum. Hala tam olarak kendinde değil.

Uçağın kapısı açıldı. İnişler başladı. Kemerini çözdü, ayağa fırladı. Sersem bir halde koridora çıktı. Ben de tam arkasından. Sırtına dokunarak “Beyefendi, şehre beraber gidelim mi?” teklifinde bulundum. Ani dönüşü yüzünden önündeki sarsıldı, arkamdaki bana bindirdi. Yakama yapıştı. Sinirli bir tonla: “Kimsin ulan sen, başıma bela mısın, bırak yakamı!” dedi. Asıl o yakamı bıraksındı. Nitekim, cevap beklemeden bıraktı, yürüdü. Çevredeki kimseler ne olmuş olduğunu bilmediklerinden ne olduğu anlayamamışlardı. Elbette karşılık vermedim, mağdur ve mazlum yürüdüm. Yalnız, sıra başındaki adamla yine göz göre geldik. O kıkırdadı ben serian göz kırptım. Savaş kazanmış komutan tavrıyla uçaktan havaalanına girdim…

Kıssadan hisse: Sizinle medeni bir biçimde konuşmaya, sohbet etmeye çalışan birine asla soğuk davranmayın. Yoksa başınıza çok müziç şeyler gelebilir!

(24.03.2017)

* bilimfelsefedin.org sitesindeki yorum:

Osman Kemal Kadiroğlu
10/04/2017, 19:56
İlginç bir yazı ama hava boşluğu olmaz! Uçağın sarsılması hava boşluğunda düşmesinden değildir. Türbülans nedeniyle uçak sarsılır. Atmosferde sıcaklık farkı nedeniyle sıcak hava yukarı çıkarken soğuk hava aşağıya iner. Birde yükseklerde bulunan hava akımlarının (jet stream) etkisi ile karmaşık akış düzenleri olur. Atmosferde boş bir bölge olamaz eğer olursa çevresinden hava boşluğa akar.

Yoksa Allah baba bu denli düzenli yarattığı dünyada kusur olup boşluk olabilir mi?

Ne yapayım mühendislik eğitimi aldım böyle hatalar kaba etime iğne gibi batıyor.

Esenlikler dilerim.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Şenol Erten üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1

 
1 .  NURTEN DEMİREL
2 .  Bayram Kaya
3 .  yakup onat
4 .  İrfan GÖRGÜN
5 .  Yüksel Sarı


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  Sercan Doyuk
5 .  Tunahan çelik


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  Canay Gümüşlü Safi
4 .  Ömer Faruk Hüsmüllü
5 .  erhan

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.