Giriş |  Kayıt
"Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır."
JOHN LYLY
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Denge Ve Dengesizlik Süreçleri 24  
Üretim hareketi sektörler arası üretim hareketidir. Ve üretim hareketi sektörlere göredir. Sektörler birçok sektörlerden oluşmakla parçalıdır. Bir sektör kendi içinde aynı iş kollarıyla parçalıdır. Aynı işkolundaki bir sektör de kendi içinde üretilen parça kadar nüfusla da parçalıdır.

Bir iş kolu kendi içinde parça bağıntısıyla bir birimdir. Aynı iş kolu sektörleri o sektörler grubu içinde bir birimdir. Türlü sektör grupları sistem içindeki sektörler toplamı da bir birimdir. Her sektör üreten ve tüketendir. Kısaca tüm üretim ve tüm tüketimler, bir birimdir. Sonuçta üretimle tüketim sıfır olupla dengededir. Denge içinde bir birim üretilir. Bir birimle tüketilir.

Bir üretim hareketi yaklaşık; parça başına üreten kişi sayısıyla + yönetenle + hizmetliyle +araştırma geliştirmesiyle+ nakliyeyle vs. birlikte denk bir nüfus yoğunluğudur. Sosyal hayat içindekiler, bu nüfus yoğunluğuna ilavedirler. Bebek, çocuk, öğrenci, çalışamaz iş göremezler, hastalar vs. olmakla zorunlu olan üretim hayatının sağlaması içindedirler. Tüketenler, üreten nüfus hareketinden daha fazladırlar.

Böylece üretim hareketinin sürekliliğini sağlama bağlamıyla, bu sayılanlar da zorunlu olarak üretim hareketi içindedirler. Bir üretim hareketi de bir kişinin doyma, doygunluğa erişme sağlamasından bu nedenle biraz daha fazladır. Kişi sağlaması bir birimle doygunluk iken; kişinin üretimi 1+ 0,1 veya + 0,2 olmakla toplamda zorunlu üretim yapan emek gücü 1,1 ya da 1,2 olmakla yine bir birimdir. Bu bir birim; daima üretime katılanların doygunluğu olan tüketiminden fazla sağlama olmakla anlaşılacaktır.

Fazla bilimsel değerlendirmesi içinde olmadan kabaca söylersek; bu tarafta bir sektördeki bir birim üretim; karşılığı olan diğer ikinci, üçüncü, beşinci vs. sektörlerin ürünüyle değişilirken o güne göre bu o ürünlerin gerçek değişme değeriydi. Nüfus arttıkça, aynı iş kolu üzerindeki sektörler de artıyordu. Üretim de süreklilik kazanılınca, hacim artıyordu.

Sonuçta bir sistem içindeki her bir sektör hareketi birbirine karşılık "üretim tüketim" denkliği olan bir süredurum olmakla; biz tüm gerçekleşmeyi bir birim diye tarif edebiliriz. Her bir birime ait ürünler diğer her bir birim ürünlerin karşılığı olmakla; yine bir birim ve ⇆ yedi milyar nüfusla tüketim = 0

Her bir birimle ürünlerin karşılığı olanlar; yine bir birim para ve ⇆ yedi milyar nüfusla tüketim iken ≠ Eşleşmesi olan bir birim para ortada durur. Para kendisine eşlenecek bir ürünü çağrışır şekilde durup durur. Bir birim ürün bir birim para olduğundan, bu para, bu ürünün takas değeri olmakla paranın değiştirme nesnesi, olmasıydı. Para ne üretim aracıdır. Ne üretim hareketinin amacıdır. Bir birim ürün bir birim para olduğu zaman, üretilen ürün kendilikten artmayan azalmayan değerle bir birimdir.

Eğer süreç içinde zorunlu olan takas karşılığının para değeri olması gibi aynı zamanda da takas karşılığına ticaret dendi. Böylece para da ticaret ile zorunlu olan takas üzerinde size, zorunlu oluş gibi yansır. Sizi illüze eder. Ve eğer bir birim ürünün denkliği olan bir birim paranın ortalık yerdeki sahibi size; bir birim para almanız için iki birim ürün vereceksiniz, demişse; bu takas ürünün gerçek değeri değil fiyatıdır. Bir birim üretim hareketinin hacmi; bir birim içinde olmamakla üretmeyen mal sahibi efendi tüketiciler nedeniyle artar.

Demek ki gerçek değer değişmez. Gerçek değerli bir ürün bir birim üretilmişken bu ürün sabaha kadar iki birim olmamakla ne azalır ne artar. Ama fiyat artıp çoğalır. Fiyat ürünün değil, paranın satın alma gücü içinde paranın saymaca değeri olmakla paranın saymaca değerinin alımı içinde size yansır.

Takas yerine geçen para ile ürün elinizde çıkıp gittiği halde paranın ortada durup duran saymaca yanı size alıp satma algısı olmakla yansımaya devam eder. Bir ürünü, bir kişi; bir kuruşluk bir fiyatla alır. İki kuruşa satar. Bir diğeri iki kuruşa aldığı aynı malı dört kuruşa satar. Oysa bir ürün başka bir tür ürüne karşılık olmakla tükenmiştir. Hâlbuki bir ürün şimdi asalak sayısı kadar alınıp satılırdan sonra tüketilir!

Böyle böyle ortadaki bir kuruşa alınan bir ürün; beş kez el değişir olsun. Para takas yerine geçmekle fiyatı artıp azaltan süreçlerle ürün alıp satıcılarından sonra; takas karşılığı olan tüketiciye yirmi kuruşa satılır. Ortada bir ürün vardır. Bir gerçek değer vardır. Ama en son satıcının elinde o üründen, orta yerde bir tane olmasına rağmen, satıcıda; yirmi tane ürün alacak bir para vardır.

Takas yerine geçen para son satıcıyla ortada olmayan, üretilmemiş 19 tane sanal ürünün sahibidir. Bu şu demektir. Normal takas koşulları içinde bir birim ürüne bir birim para almak yerine; bu kez üretici yirmi birim üretmekle; bir birim para alacaktır. Üretilen 20 birim ürünün sırf biri sizin tüketiminizdir.

Bu sistem içinde üretim "bir birim para kazanmak için yapılmaya başladığından ötürü; sizin ürettiğiniz üründen geriye kalan 19 birim ürün; kâr, helal kazanç, kira, faiz, teşebbüs hakkı vs. olur. Üretmeden tüketenlerin sömürü payı olur. Sömürü sonrası ürün sizin tüketeceğiniz "bir birim" olukla size döner.

Ya da siz yine bir birim üretirsiniz. Bir birim ürün + alıp satanlar kadar daha parça süreç durumuna dönüşür. Bir ürün alıp satma yoluyla beş el değişmişse; sizin ürettiğiniz "bir birim ürün" on parçaya bölünür. 1 birimin 0,5 i; sizin diğer 0,5 i de asalaklar arasında helal kazanç adı altında sömürülür.

Bu şu demekti. Siz bir birim ürün üretmekle, karşılığında siz yüz birim tüketim elde edecekseniz. Size dönmesi gereken yüz birimin ancak elli birimi size döner. Siz yüz parça elde edememekle doygunluk düzeyine dahi erişemezsiniz. Bu nedenle hep muhtaç ve eksikli kalmakla mal sahibine müteşebbise mideden (zorunluluklardan) bağlı olursunuz.

Farklı farklı kullanım değeri olan zorunlu iki ürün; birbirini çeker. Bu çekim birbirini değişme (ürünü ürünle değişmenin-TAKASI) oluşla ortaya çıkar. İki faklı kullanım değerinin bir birine göre oluşan yansıma girişmeli bağıntısı, ortama takas olarak belirmeydi. Ürünle ürünün takası gerçekleşip tüketilince; takas da ortada kalkar görünmez olur.

Kullanım değerleri farklı olmakla girişen iki ürünün, zorunlu takasları yerine; ürünün bire bir değiştirme değeri olan para, kolay ve hızlı değiştirme değeri olarak ortaya konacaktı. Ürünler değişme sonrasında tüketilirken, para ortada kalkmaz. Para orta yerde göz önünde durup durur.

Yani paranın değiştirme değerli olma ALGISI, somut olarak hep gözünüz önündedir. Açıkçası takas ve tüketimle para ortada kalkmaz. Görünmez, olmaz. Aksine para hep alım gücü veren algı hali içindeki görünümle karşınızda olur. Somut algı olmakla sizi etkilemeye devam eder.

Bu yazıyı yazarken bir siyasetçi TV. De hayıflanıyordu! "Efendim faiz lobileri kazanan iş sahiplerinin kazancının üçte ikisini alıp götürüyorlarmış! Vah! Vah! Vah! Emeğin üçte ikisini götüreni görmüyor da; bir hırsızın, hırsızlığa uğramasına pek üzülüyordu! Emeğin hırsızı varsa, hırsızın da hırsızı olur. Bunda taaccüp edecek ne var ki! Siz üretmeyip; emek sömürüsü üzerinde kazanıyorsanız; illa ki biri de sömürü yoluyla kazananın üzerinde de kazanacaktır!

Bir dağ gibi bir okyanus gibi, bir yol gibi kolektif olduğu halde kişisi kılınmış üretim araçlarının mal sahipliği; üretenlerin emek gücü hırsızlığıydı. Burjuva ise hem emek gücünün hırsızı; hem de mal sahiplerinin hırsızı hem de kendi gibi burjuvanın hırsızıdır. Hırsızın hırsızlığa uğraması, hırsızlardan hırsızlama yapan hırsızdı. Asalağın asalağıydı. Bir virüsün başka bir virüsüydü. Faiz, kâr, kira, komisyon vs. Hırsızından, hırsızlama yapmayı tu kaka yapmakla, hırsızın da tu kaka olmazını meşrulaşmaz.

Mal sahibi de üreten üzerinde kazanan kişidir! Faizci ya da rantiyeci de kâr adı altında kazanç olmakla sitemin başlangıç koşullu üretim hareketine aykırıdırlar. Bunların hiç biri üretim hareketi olmadan kendiliğinden ortaya çıkamazdılar. Ortaya çıkmak için üretim hareketine muhtaçtılar. Ama üretim hareketinin bunlara muhtaçlığı yoktur.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1234SonrakiSon

 
1 .  NURTEN DEMİREL
2 .  Bayram Kaya
3 .  yakup onat
4 .  İrfan GÖRGÜN
5 .  Yüksel Sarı


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  Sercan Doyuk
5 .  Tunahan çelik


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  Canay Gümüşlü Safi
4 .  Ömer Faruk Hüsmüllü
5 .  erhan

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.