Giriş |  Kayıt
"Yalnız kendi nefsini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir."
CENAP ŞAHABETTİN
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Boşluk Enerjisi 11  
Çevrenin üzerimizde belirme yapan bir alan etkisi vardı. Yaşam genellikle belli çevreye göre uyum içinde olmakla; yaşam belli bir totem bölgenin özgün alan etkisi altındaydı.

Yeme içme, barınma, savunma, cinsellik, sıcaklık-soğukluk, korku-kaygılarımız; neşe ve sevinçlerimiz, izlenim ve duygulanmamız, coğrafya, topografya, arazinin engebesi, dağı, ovası, nehri, gölü, bataklık, orman vs. olan hepsi de çevrenin yaşam üzerinde etki tepki koydurduğu bir alan etkisiydi.

Daha doğrusu çevre gibi bir bütünün; çevre gibi bir en az durumla yalıtımlı olan eksikliğe tamamlayıcı etki olması; tamamlanma içindeki parça durumun, belirsizle belirlilerin; kendi üzerine kendi etkisiydi.

Parçalı, yalıtımlı bir yapı olan yaşam (hayat); bir alan içinde en az dış dünya bağıntısıyla kendisini çevreye karşı yalıtan bir duyarlıktı. Bu seçme ayıklamayla alan etkili, ben bilincini ortaya koymuştur.

Yaşam çevreden izole edilmişti. Çevre yaşam için örümcek ağı gibi alan etkili, alan kuvvet çizgileriyle yönelimli ve belirliydi. Bu birinci ve her şeyle benzer olan temel alan etkisiydi. İnsanın, kendi dışındaki ikinci bir alan etkisi olan süredurum da kolektif alanlı, toplum ve toplumsal zekâyaydı. Topluma bağlı alanın kuvvet çizgileri doğrultusundaki etki ile insan; doğada, doğayı üreten, doğayı ve kendisini bilen bir varoluştu.

Yalıtımlı duyarlıkla kendisini tanıyan, kendisine referansla kendisine göre ölçüşen belirlilikle yola çıkan hayat; türün kendi niceleyicileri içinde, kimi tür üzerindeki sosyal yapılarla hayat; üreten bir toplumsal alanla, kendi dışında ikinci bir zekâ, bilinç düzeyine erişmişti. Toplum burayı keyfi kontrol ediyordu.

Toplum da kendisini doğada ve başka toplumlardan yalıtmıştı. Çevresinde kolektif bir zekâ bulamayan kişi, kolektif zekâlı olucu davranış düzeyinde kopuyordu. Yaşamı dünya gibi aynı temel çevre koşuluna referanslıydı. Bu referansla hayat, türlerle aynı benzerlikler rezonansına geliyordu.

Pisagor “evren sayı uyumudur” diyordu. Sicim kuramı sicim titreşimlerindeki nota gibi sayı uyumlarını oraya koymuştu. Bir sicim, Planck uzunluğundan (10 -33 cm; 10 üssü eksi 33 santimden) daha küçük olamazdı. Sicimdeki her bir sayısal tını, her bir kuanta karşılık geliyordu. Her bir kuant sentezi ölçü değer de temel kuvvetlerle gravitasyona karşılık geliyordu.

Yani evren senfoniydi (sayı-nota-müzik uyumuydu). Bu durumda üstel devimle belirme, var oluş ve çeşitlilik varoluşun ve hayatın esasıydı. Makro düzlem kuantum devinme gibi olmasa da çok kısıtlansa da kuantum makro oluşmanın da geçmişiydi. Makro oluş imaj ve imge aktarımları olan kimi izlerle yansıyordu.
Bu bağlamda makro dünyadaki oluşmalarda en az bir üstel devinme titreşmeyle kısıtlansa da devinme makro oluşmaların da huyuydu. Devinme makro dünyanın da karakteriydi. Devinme makro dünyanın da ırasıydı.

Orman, bataklık, çöl, dağ, ova, göl gibi bölge boşluklu etki alanı içindeki seçme ayıklamalarla var olan çevre; hayat için hayatın çevreye uyumu demekti. İçinize sinmese de türlü ruh halinizle davul zurna olan yerde davul zurna kıvraklığına veya yas içinde olan yerde yasın kasavetine uyumanız gibi modülasyonlar ortaya koyuyordunuz.

Var oluşun ve hayatın üstel durumlarla bir belirlilik olması zaten var oluştaki ve hayatın kendisindeki olması gereken zorunlu ÇEŞİTLİLİKTİ. Çeşitliliği belirli yapan çevrenin standardıydı. Hayat çevre gibi bir tınışım üzerine modülasyonla bu standardı ortaya koyan bir uyumdu.

Yani değişen çevre, hayat formundaki çeşitlilik içinde seçim yapıyordu. Ya da çevredeki her değişime çevredeki her standart tınışıma karşılık hayatın kendisinde o standarda denk düşen çeşitlilik zaten kendi üstel tınışıyla vardı.

Bunu belirli kılmakla o var oluşu ortaya koyuyordunuz. Bunun adı evrimdi. Evrim yeni baştan tür ve hayatı oluşturma gibi absürt bir anlatım ve söylem anlaması değildi. Türün çeşitliliği içinde; türün gen havuzu olan çeşitliliği içinde; türün belli tını aralığına sahip üstel açılımı içinde karakter olan ıra olanın çevredeki standart olan devime denk düşen uyumuydu.

Hayat hem çevrenin salınım (rezonans) damgasını, hem kendi yalıtım rezonansını, hem de bastırsa da uyandıracağı bir üstel açılımlar devinmesinin olamını taşımak zorundaydı. Hayat çevredeki standardın ürünüydü. Hayat kendi çeşitliliği olan devim içinde, çevre standardı olan çeşitsizle, bir türlü oluşla çevreye uyumda vardı.

Hayat bu uyuma, çeşitlilikteki uyumsuzla (değişen süreç gibi yavaş devimle-zekâ gibi hızlı devimle) karşı koyan yeni bir uyumun kesikli sürekliliğiydi. Kesiklilik te süreklilikte üstel durumlardan üstel durumun belirlisinden ileri geliyordu. Var oluş değişme dönüşmeydi. “Değiş tonton”, çizgi filimi gibi.

Yani belli şartlarda standart bir tınıyı ortaya koyan çevre ve boşluk alanları zaten üstel devinme çeşitliliği içinde olan devimlere denk karşılıklar olan izolasyon nesnesinin kendisini çevredeki standart tınışıma denk düşürüyordu.

1 birim günlü etkinliklerin sağlamasını sosyal zekâ ortaya koydu. Sosyal alan, sosyal nicelimle içinde kişisi 1 birim gün envanterleri içinde eksiltme, tamamlama yapar. Sosyal etki zarfının içinde kolektif etki vardır. Kolektif etki ile özgecil hayatı da sosyal alan ortaya koydu.


Özgecil hayat sahipleri üreten kolektif zekâ içindeydi. Özgecil zekâ sahipleri kolektif zekânın, "üssü değerle açılım veren üretim hareketi sonunda" ve üretim hareketi, üzerinde; ön ittifakın, özel sosyal anlayışlı tutumlarıyla; İNSAN olmuştu. Ön ittifaklar içinde ittifaklar kadar insan da çıkmıştı. İnsan ittifakın adamıydı. İnsan gruplara dair (ilaha dair) sözün adamıydı. İnsan sözünün adamıydı.

İnsan; çevresinden yola çıkan alan etkili izole durum bilişimiyle; kolektif alanın kolektif kişilerinde, belirme vermenin ruhuydu. Her bir kişi de her bir kişilikle, kolektif alan etkisiydi. İnsan üreten yeni bir alan referansıyla, yeni bir başlangıcın doğumu olup, üreten referansa geri beslenme duygusu veren anlayıştı.

Çevremiz; birçok yansımalardan kaynaklı görece bağıntılı bütünlüklerden kaynaklı olgu ve olaylar girişmesidirler. Biz bu çevredeki yansımaların bir öncesini, şimdisi ile ÖLÇÜŞMEKLE, ÖLÇÜŞTÜRMEKLE ÖLÇEKLİ VE BELİRLİ yaparız.

Yani çevrenin kendi ile kendisini ilişkileriz. Kişinin kendi ile kendi bencilliğini ilişkileriz. Yani kişinin kendi ile kolektif ve özgecil benliğini ilişkileriz Kişiyi güzel güzel konuşurken aynı anda içinde kopan fırtınalarla bağıntılarız. O şeyin kendi kendisini başka bir durumla belirli kılarız. Örneğin; şişmanlığımızı zayıflığımızla belirlerken, neşemizi neşesizliğimizle; uzunu kısa ile azı çok ile belirli kıldığımız gibi.

Sosyal alan ve daha sonrasında da üreten toplumsal alan kritik bir rezonans değerlerin inşacısıdırlar. Sosyal alanın üzerine oturduğu kritik rezonansın değerleri de kolektif birim zaman ile ölçülür.

Sosyal alan içindeki sağlama hareketi (ya da toplum içindeki üretim hareketi) kritik rezonans değerli kolektif birim zaman ile ölçülür.

Kişinin günlük yaşamanı sürdürme sağlamaları olan 1 birim gün eylemlisi totemi sosyal alanın da bel kemiği olan kritik rezonans değeridir. 50 kişilik grubun 50 adet 1 birim gün eylemli kritik rezonans (eşik) değerleri, totem alan toplacı içinde entegre (bütünleşme birleşme) edilirler.

Entegrasyon içinde siz 50 de 1 olan bir iş yapıyordunuz. Ama yaptığınız 50 de 1 işten, 50 tane veya 50 parça aynı tür iş yapıyordunuz. İş paylaşıyordunuz. 50 parça işle sosyal alandaki 50 kişinin hepsine aynı tür kullanım ve tüketimden sağlatma yapıyordunuz. 50 kişiyi eylemli kişi sayarsak; kolektif alan 50x50=2500 parça işle ortaya koyuyordu. 2500 parça iş sosyal yapı için ortaya konan işin tümüydü. Bu "sağlatan sosyal boşluğun enerjisiydi".

Sağlatan sosyal alan henüz yalıtan totemi kabuğunun içindedir. Yalıtkan totemi kabuğu patlatıp dışa açılamaz. Kolektif birim süreçli sosyal yalıtma alanı içinde niceliksel; parçalı çoğalma olmanın dışında, kendi başına dışa açılacak olan üstel bir genleşme bilincini henüz ortaya koyamıyordu.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1234SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  İbrahim Değerli
3 .  Gülüm Çamlısoy
4 .  Berat Uyanık
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.