Giriş |  Kayıt
"Önyargıları kırmak atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur."
ALBERT EINSTEIN
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Bir Uygarlığa Basit Bir Analiz 1  
Köleci sistemin açık olan söylem, durum karşısındaki gizli olanı, kafasının arkasında olanı nedir? Hiç kuşkusuz ki köleci ilişkilerdir. Kutsanan, açık olan, adalet diye söylenen sözcüklerin altında güdülen ve sürdürülen amaç köleci ilişkilerle olan sömürünün devamıdır.

1-islamı vaz (ortaya konulma) edenlerin şehirlerin anası dediği "ummul kura" sözünün “cürüm alanı” kabilecilik ve kabileci etniklikten ötürü çok çatışmacı; nerdeyse tek geliri kervan (tüccar) soygunları ve seriye saldırılı ganimet geliri olan çok kaostuk bir yapıydı. Yarımada da vekaleti peygamberlikler cirit atıyordu. Şehirlerin anası alanını oluşan çevre içinde, kaostan kaçınıp, düzenli enerji salınımları olan bir yapı içine geçilmek isteniyordu.

Düzenli yapı inşası ancak karmaşıklığı veren düzensizliği, tevhidi anlayış birliğine çevirmekle olasıydı. Bu çok doğruydu. Kabileci etnik yapının panzehriydi. Tevhit bir tüccarlar cumhuriyeti olan ve bir kutsal yer korumacılığı olan tevhidi anlayış olmasıyla da kısmen bir eksiklikti.

Yapı daha çok o günün tüccar zihniyetine yeten düzenli bir yapıyı oluşmanın üzerine hedefle bir yönelim olan düşünce ve eylemdi. Oysa Ummul Kura olanın kapsam alanı dışında bir dünya vardı.

Üstelik Arap yarımadası olan bu dünyanın dışında da salt tüccarlardan, kutsal korumacılığı olmaktan öte çok karmaşık oluşumları bağrında taşıyan ve üzerinde alabildiğine yayılmaya uygun bir iklim şartı taşıyan Bizans-Sasani iklimi vardı. Neden uygundu ileride birkaç örnekle söylenecek

O gün de dünya bugün gibi sömürgeci iş birlikçi emperyalist bir dünyaydı. Arap Dünya’sının yanı başında Bizans ve Sasani gibi iki sömürge temsilcisi olan imparatorluklar vardı. Ama kolay lokma olma durumundaydılar. Hazır konjonktüre göre olan yeni düşünce karşısında tutunmaları çok zordu.

Yeni düşünce dediğimiz oluşum imparatorluk denen yöneten bu dünyanın çok gerisindeydi. Eh eksiği yanında tüccar mantalitesi ile açılım, olabildiği kadar oluyordu. Tek seçeneği vardı imparatorluk bakiyesi olan pek çok yapıları korumakla ancak yayılıp kök salacak; etkileyecek ve etkilenecekti.

Çelişki şuydu. Üzerinde fazla zorluk çekmeden emperyalist (fetihçi) heveslerle yayılacağınız bir dünyaya karşın bu dünyayı taşıyamayacak darlıkta bir kabileci Arap düşünce sistematiğinin hala haşmetini koruyan dünyanın içine dalmasıydı. Kendi içinde bir büyüme gelişme ve yeni olan bu inşa sürecine dıştan baktığımızda, bu yeni düşünce sanki yayılmamak üzere doğmuştu.

2- Özyineli süreçler zıtlar üzerinde kendisini çağırıyordu. Kendi kendisini çağırma süreçleri iniş çıkış üzerinde olduğu gibi çıkışın da iniş üzerinde kendisini çağırması şeklinde oluyordu. Yine öz yineli süreçler (yinelgen işlevli süreçler) tokluğun açlık üzerinde, açlığın da tokluk üzerinde "kendisini çağırıp", "geri bağlanımla olan" bir kendi kendisine organize oluşuyla yinelgen bir işlevdi.

Sosyal bağ kendisini kabilecilik üzerinde çağıran bir öz yineli süreçtir. Tevhit birçok öz yineli sosyoloji bağıntısını entegre bir duyuş üzerinde kendi kendini çağırabilen yapı olmasıyla her zaman yenidir. Siz doğada da olan kopya bir rekursif yansımayı farklı farklı kurallarla sosyoloji içine katıyordunuz.

3-Siz ne yaparsanız yapınız. Öznel de olsa nesnel de olsa süre durumlar olumsuzuyla olumlusunu veya olumlusuyla da olumsuzunu çağırıyordu. Bu nedenle bir inşa oluşum içinde hep geriye veya başlanışa hep bir atıf vardır. Bu atıflar nedenle süre durumlar kendisini çağıran yinelemeleriyle tekrarları oluşur.

4 Arap burjuvası tarımcı vasilerden çok tüccar lümpen sınıf üzerinde belirimle tüccarları daha çok finanse ediyordular. Bu nedenle de yöneten Arap aristokrasisi de hep tüccar sınıftan oluşuyordu.

5-Ve yine bu nedenle de İslami tevhit içinde olan panteon birliği fikri gerek Hz. Muhammed ile. Gerek Hz. Ebu Bekir’i ile. Gerek Hz. Ömer´i ile vs. inşa hep bir tüccar sınıfın dünya bilinci içinde olunmakla doğdu. Bu nedenle yeni düşünce, bir yanda inşası tüccar mantıklı bir zihniyetti.

Diğer yanda inşanın geri beslenim kaynağı olan ve inşanın kendi kendisini çağıran süreci de kabilecilik kültürü olan ganimet anlayışıydı. Bu nedenle yeni düşünce 90’ın üzerinde seriye (saldırı) savaşları yapmıştı. İslam’ın emeği geçen inşacılarının tümü tüccardılar.

6-Yani bir yandan da yeni söylemlerin "kendi kendisini çağrışması" tüccarlık kavramları üzerindeydi. Bu dünyada yitirdiklerinizi; bu dünyada çalışarak ya da bu dünyayı kaybederek “ötede olan dünyayı kazanmanızla, olasıydı”. Bu tür kayıp kazanç söylemli anlatımlar tümden tüccar mantığını ele verirler.

7-Bir seriye hücumuna ya da bir savaşa çıkılırken sosyolojik tabana tüccar bilinciyle “cennet karşılığında canlarınız ve mallarınız satın alınmıştır” deniyordu. Hatta “yaptığınız bu alışverişten dolayı size müjdeler olsun! Budur gerçekten çok büyük kazançla çok büyük başarıdır", diyorlardı cengâverlere.

8 Yine aynı tüccar kültürlü bilinçle "Sizi elem verici bir azâbdan kurtaracak bir ticaret yolunu size göstereyim mi?" diyerek söyleme başlıyor bunu o kültür içinde bilinen örneklerle destekliyordu.

9- Kendi tevhit bilinçlerini pekiştirmek için sosyolojik bilinç içinde anlatılan karşıt düşünce gruplarını ifade eden anlatımlar aynı tüccar bilinci ve tüccar dili söylemi içinde olunmakla şöyle diyorlardı. Ant içiciler ahit sözlerini çok küçük bir fiyata sattılar” diyen söylemden sonra konuyu ticari söylemle şöyle bağlıyordular. “Hakikaten bu ahde vefasızlar ne kötü ne zararlı bir alışveriş içindeler!"

Kâr zarar mantığı kökten bir sömürü ve karşı tarafı aldatma mantığıdır. Kâr zarar denerek üstü örtülen gerçek yerine, bir üretim karşısında kendi üretim karşılığını söylemek, değişim ticaretine sokmak daha doğru bir yaklaşım olurdu. Burada kâr zarar söylemi ticari yaklaşıma daha sıcak, daha çekici geliyordu Kâr zarar mantığının duygusu altına gizlenip bir şeyler söylemek, ancak tüccar bir burjuva aristokrat mantığıyla olası olurdu.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1234SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.