Giriş |  Kayıt
"Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım."
MEHMET AKİF ERSOY
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Anlamak Gerek 6  
Mülke sahip olmak ilk sistemle birlikte belli bir arazi mülkiyeti ile feodal oluşu belirlemişti. Mülkü olanın otlağı hayvanı da oluyordu. Veya mülk sahibine pay vererek göçer hayvan sahiplikleri de oluyordu.

Zaman içinde buna para sahipliği olan finans sahipliği de eklenmekle sistemin işlemesi için illa mülk sahibi olan yatırımcı da oluyordu. Mülkü olduğu halde mülk sahibi parası olmamakla mülk sahibi faize tefeci eline düşebiliyordu.

Yani efendi de efendinin eline düşüyordu. Bankerlikle beraber devlet eliyle kişilerin finanse edilmesi ve bu finanse edişe bağlı sistem hileleri ortaya konmuştu. Özelleştiren sistem de bir türlü değildi. Köleci sistem de özelleştiren mülkiyetin kendi çeşitliliği içindeydi.

Finansör olan ya da finanse edilen sahipli efendilerin iş yatırımları(!) içinde çalışmaya amade yığınlar olmadan, sistem finanse de edilse; sistem kendi kendisine işlemiyordu.

Bu sistemin içine doğanlar ister istemez bu sistemi saltık olarak algılayan bir sosyal mirasın yanılsatması içinde oluyordular. Köleci öğreti içindeki sade kişiler içinde mutlaka bir "çalıştıranla", "çalışanı" olan bir sistemin gördüklerinden; sistemin başka türlü de olabileceğini, hiçbir biçimde düşünemiyordular.

Enerji sağlayıcı nedenle, kişilerin beslenmesi; beslenmek için kişilerin birlikte doğaya yönelmesi, kişilerin birlikte savunma yapması gibi kişilerin temel referanslı tutumlar içinde olmasını düzenleyen ilk kolektif süreçlerin içinde ne fedakârlık vardır.

Ne de özgecilik vardır. Yine ilk kolektif yapının ortaya konması içinde ne analık fedakarlığı vardır. Ne babalık fedakarlığı vardır. Ne bile de cennet anaların ayağının altına konan bir düşüncedir.

Aksine kolektif yapı doğuranın, doğuran üzerindeki yavru bakımını da kolektif gücün üzerine yüklemiştir. Kolektif yapı yavru bakımını organize oluş süreci içine aldı. Yani kolektif yapı, kolektif içindeki organize oluş yardımlaşması ve organize oluş dayanışması ile bir akışın içindeydi.

Bu iş bölüşmesi yapan akış kendilikten bir hız ve kendilikten bir hızlanma ortaya koyuyordu. Kişilerde bu hız ve hızlanmadaki zorlamaya göre bir etki içindeki kavrayışla akıl ortaya koyup akıllanıyordu.

Yani iş bölüşümündeki hız ve hızlanma "kolektif birim zamanın" ortaya çıkmasıydı. Kolektif sürecin hızlanması için ortaya konan akıl da doğuranın elini serbest kılmaktı.

Yapı içinde altı doğuran varsa, doğuranların altısının da yavru ile meşgul olması yerine; bu zorlanma karşısında birinin veya ikisinin yavruyla meşgul olması akıl edilmişti.

Sıkıştırırsan patlar. Hızlanan nedenle düşünceyi ve eylemi sıkıştırırsanız düşünce ve eylem akıllanırdı. İşte dört birimi istihdam edici nedenle geriye kalan 4 kişiyi de savunma, av yapma, ot-kök toplama; ateş yakma, yiyecek hazırlama gibi istihdama tahsis edilmişti.

Hızlanan eylem, iş bölüşümü içinde doğuran 4 insanı savunmada börtü böcek toplama işinde istihdamla iş tahsisi olan akıl etmeyi ortaya koydu. Böylece akıl edinici düzenlemeler de kolektif hızlanmayı ortaya koyan bir diyalektiğe dönüşmüştü.

Kısaca kolektif yardımlı dayanışma ve iş paylaşımı doğuranını şimdiki gibi analığa değil de sistemi hızlandırıcı işlere transfer etmekle, yavru bakım işini kolektif eştirilmişti. Yavru bakımı toplumsal kapasite içinde hızlanan kolektif birim zamanlı nedenle toplumsal yükümlü bir işti.

Yani kolektif ligin sonucu olan fedakâr oluş, özgecilik; sistemin başlangıcı içinde yoktu. Sistem başlangıcının ilk adımı şuydu. Temel referansları içindeki kişi beslenmek için avcı toplayıcıydı.

Av yapmanın zorlukları vardı. Av yapmanın zorlukları olan bilinç, kişileri aynı ortak özellikler içinde buluşturmuştu. Kişinin bu tür zorlukları kişiyi diğer kişilerle yan yana getirmişti. Sürü içindeki kimi öbekler bu kabil yan yana gelişlerle oluşabilmişti.

Ortak özellikleri oluşan kimi anlayışların düşünme şekli kişilerde, kişilerin birbirini anlamasındaki rezonans biçimi olmakla, bu tür eğimleri birlikte kristalize edebilen kişilerin bu türden olan tutumları, kişilerin kısmen empati yapmalarıydı.

Empati denilen bu tür ortak tabanlı benzer düşüncenin duyguları içinde oluş ta bu yan yana gelişlerde kişileri bir araya getirecek ve bir araya gelişi kolay kılacak eğilim ve yaklaşımlardı.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1234SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  İbrahim Değerli
3 .  Gülüm Çamlısoy
4 .  Berat Uyanık
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.