Giriş |  Kayıt
"Gençliğin parlak lügatinde başarısızlık diye bir kelime yoktur."
E. BULWER LYTTON
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Adalet Mülkün Temeli Miydi? A Kısım 2c  
Kişiye göre kişinin kendi gayretleriyle kişinin besin bulması ve kişinin güvenlik önlemleri içinde olması kişinin yakınsadığı bir yönelim ve eğim alanıydı. Çevrenin kişiye süreklilik algısı var. Kişi besin bulurken ve kendisine doğru olan tehdidi savuştururken çevreyi kesikli parçalı süredurumlar entegresi yapar.

Kişinin çevreye yönelimi ve kişinin diğer kişilerden kaçınması hayatta kalmanın kendisine doğru olan alan açmanın yakınsamasıydı. Bu yakınsanan alan içinde kişinin besin bulmada, tehdide karşı koyma gayreti zorluklara tabi olmakla enerjinin yokuş yukarı durumu olmakla ıraksanan durumdu.

Kişiye göre yakınsama ve ıraksama seçiciliği olan alan, diğer kişileri tehdit gören bir ıraksamaysa da Kişideki dış çevreye yönelme, dış çevre tehdidinden kaçınma eğilimi diğerlerinin de aynı kuvvet etkisine uğradıkları bir eş yönlülük senkronuydu.

Bunu tesadüflerle öğrenecekti. İşte bu noktada kişilere göre yakınsama ve ıraksama olan aynı etki doğrultuda aynı yönelim alanı içinde ve aynı alan yönünde olmalarının eş duyumuydu da. Bu bileşen algılar kolaylığıydı. Bu kolaylık senkronu kişideki iten enerji kuvvete üstün gelmekle bu enerji kuvveti dönüştü.

Kişiye göre tek tek parçalı süredurum olan belirme, önce işbirliği dayanışmalı bir denkleşme oldu. Kişi tehdit ile boğuşurken dalda meyve toplayamazdı. Yani tekil kişi aynı zaman içinde zamanı daha parçalı yapıp bir koltuğa iki karpuz sığdıramıyordu.

Tekil kişi birliği işinde olduğu zaman diğer kişi tehdidi oyalayıp tehdidin dikkatini üzerine çekerken tutumlar içindeyken diğeri meyve toplardı. İşte kişinin aynı birim zamanı daha parçalı yapamadığı süredurumu diğer kişilerle üstel durumlu bir parça süredurum yapıyordu. Buna kolektif birim zaman diyordum.

Bu şu demekti; bir kişi aynı süredurum içinde; diğeri kişiler sayesinde hem yemiş topluyor hem de tehditle adeta savaşıp adata bir koltuğuna iki karpuzu sığdırıyordu. Bu kimi ıraksayan kuvveti kolektif bağ sürece dönüşmenin kovalent bağıydı. Kovalent bağ (ortak kullanım) süreci yakınsayan özgecil kuvvete dönüşüyordu.

Özgecil kuvvet te kolektif kuvvetti. Ancak özgecil kuvvet kolektif kuvvetle beliren yeni durum olmakla genel yararın sinerjisi olan kuvvet etkisini gözeten bir ortak kullanımdı. Kişide olmayan da bu yeni durumdu. Yeni durum bambaşka düzey ve düzlem ilişkilerinin ortaklaşmacı kovalent bağ kuvvet etkisi ve kuvvetler alanı yakınsamasıydı.

Üstel durum, belirsizle olan durumlar çarpanıydı. Boyut durum içindeki bir süredurumu siz; eş yönlü kuvvet etkisindeki kişilere birlikte, kişiler katılımı yaparsınız.

Kişiler katılımlı süreç ne kadar ufak parça durum olup, kendisini tekrar eden parça süredurumlar olurlarsa olsunlar; hep bir arada, aynı alan uzamı içinde; siz belirleme yapana kadar parça durumların her biri belirsizliklerle olan rastgelelikti, tesadüftü.

Tesadüf bir zorunluluk ve bir üstel durum yasası olmanın kuralıdır. İşte siz çevredeki belirsizle, zorunlu durumla tesadüf olan parça durumlu belirsizleri, kendi alan yönünüzle üst üste düşen, alan yönünüze eklenen denk düşmeleri yapmakla belirsiz olanı, seçip belirli seçme ayıklama bağıntısı yapıyordunuz.

Yani aynı yönelim eğimi ile aynı alan içinde eş yönlü alan kuvveti tabii durumla eş yönlü kuvvetlerin birbirini destekleyip; birbirini sönümlemeden kuvvetlendirip, birbirine eklenmesi de kaçınılmazdır.

Siz bu farkı fark ediyordunuz. Alan; üssü durumla bulunmaların buluttu, sisse bir belirsizlik içinde hem alan yönünde hem alan yönüne zıt olan her türlü duruma göre olmanın etkisiydi. Tesadüfler yansır.

Çevreden bir parça olan, bir kısım alan sizin içinizde yalıtım durumla belirlidir. Dışınızda da ıraksak ve yakınsak durumlarladırlar. Yani üssü çarpanların belirsizleri hep tesadüfle vardırlar. Dışta zorunlu üssü durumlu belirsizle tesadüftürler. Sizin içinizdeki parça duruma belirli olana göre zıddıyla hep vardırlar.

Belirsiz oluş var oluşun bir belirme şeklidir. Hem de belirli kılan eşleşmelerde, seleksiyonu yapılandır. Üssü durumlu denkleşme ve belirsizle olan tesadüfler; sizde belirsiz olanın belirlisidirler. Sizde belirli olanın belirsizi olan ZIT durumlu tesadüf ve zorunlu eşleşmedirler.

Siz yalıtım bilinci belirliye göre alan içindeydiniz. Dışınızdaki alan da sizdeki belirlinin bir tamları bir tümleri olmakla aşağının yukarısı gibi zorunlu zıt denkliklerdi. Dışınızdaki alanın içi sizden çok çok fazla olandı.

Ve dış alan da her zaman her durumla kendi eğim akışınıza göre seçme ayıklama belirlisi yapılacak zıt durumlu denk düşmelerin alanıydı. Büyük-küçüğe, az olan çok olana, akıllı akılsıza, dar olan genişe, sıcak olan soğuğa, mert olan namert te vs. belirsizle belirli bir seçme ayıklama olmakla hep vardırlar.

Büyük-küçük; az-çok, hızlı-yavaş gibi görece ölçüşen oransal ilişkilerden zorunlu fark ve zıt durumlar belirlileri bir kuvvet alanıdırlar. Bir kuvvet eki alanı, gerilim kaynağı olmakla; akış yönelim alanıydı.

Kısaca alan etkisi demek bir eğilime; bir farka; bir eksikliğe karşılık ve zıt durumla; onun hem tümleri hem büyükse küçüğüyle; küçükse büyüğüyle var eden denk düşen birbirini fark gerilimle zıt durumla belirleyen olu ve akızdılar.

Alanlar her zaman zıt durumla, belirsizle var olan denk düşmeye, eşleşmeye belirlemeydiler. Alan ölçme değerlendirme yapılan kıyas belirlemeyle olgu ve oluş olarak alan akışının ortaya konmasıydı.

Ya da alan içindeki belirsizle olan tesadüfleri sizin eğilimlerinize, eğilim birliğinize göre seçip, ayıklayıp, belirli bir giriştirme yapmanızdı. Seçtiğiniz de seçen de dışta olmakla; içteki izole durum kadarla parça durumun bilinciydi.

Yani tesadüf veya rast gelen denklik ilişkisi çevredeki bulutsu, üssü olan alan durumun unsurlarıydılar. Siz alan içinde zorunlu ve tesadüfle olan üssü durumlu bulunmaları; kendi yöneliminize denk düşenler içinde bir seçme ayıkla yapmanın kolaylığı ile alan içindeydiniz.

Alan içinde ihtiyacınıza göre seçim yapmakla belirsizle olan tesadüfleri belirli yapıyordunuz. İşte aynı alan yönünde olan birbirini destekleyen kişi eğilimleri birleşme, dayanışma yapıyordu. Eş yönlü alan içi hareket birbirinin eylemini kuvvetlendiren bir yakınsamaya dönüşüyordu.

Eş yönlü ve birbirini kuvvetlendiren alan yönünü fark eden bilinçlenme olanı, kuvvetlenme olanı ortaklaşıp paylaşan bir dayanışma ve iş birliği kuvvetiyle kolektif güç ortaya çıkıyordu. Kolektif güç içindeki dayanışmanın ortaklaşması özgecilikti.

Özgecilik kolektif alan içinde kişiler üzerinde dolaşan bir çevrim gecikmesiyle kişilere yakınsama olan bir paylaşımdı. Ortaklaşma olmayan kolektif olmayan ıraksamaydı. Ortaklığı, paydaşlığı, anonim ligi, limitet ligi, şirket ligi bir tehdit, bir küfür dili bir ortak koşmanın şirk olarak söyleyen köleci yapılardaki bu ıraksanma nedenle köleci yapı bu ıraksananları güya adalet üstünde iman ahdi olukla yakınsama yapmak istiyordu.

Çevre inşası içinde öznel belirlenim yoktu. Ancak hayatın organizesi ile ben merkezli özne çevre algısını kendisine göre yamultuyordu. Sosyal yapılar ve üreten toplumsal yapılar çevre üzerinde bilinçli ve öznel amaçlı inşalar kurabilmeyi başlamıştı. Yani öznel yansıtma, özneye göre yansıtma hayatla ve hayatın sosyo toplumsa ilişkisiyle vardı.

Yani adalet öznel bir anlama ve özneye göre bir yansıtma olmakla çevrede yoktu. Ancak köleci toplumlarla köleci algılı iman deklarasyonlarının adalet anlayışlı öznel oluşları vardı. Kolektif alan içindeki kişiler özgecilik gecikmesi üzerinde sosyal etkili içince bir şartlanma öğrenmesi yapıyorlardı. Özgecilik sosyal zekâyı sosyal aklı giderek üreten toplumsal zekâyı, toplumsal aklı ortaya koyuyordu.

Köleci sisteme kadar hiç birinin içinde adalet yoktu. Bu temel, çok farklı ve kolektif enerji düzlemliydi. Kolektif alan ortama ait belirlilerin, kendi üstel belirsizle olan zıt durumlarının içindeydi. Yeni bileşim, yeni düzlem ilişkili eşleşmelerini ortaya koydu. Çevreyle alan içine yansıyan benzerlik kurallı; birbirine indirgenmezdi. Asla birbiri değildi. Kural olarak birbirinden de ayrı olmayan üstel kopya tekrarlardı.

Kısacası hayatla birlikte hayatın içinde olduğu kendi alanı içinde kendi öznel yönelimlerini kuvvet salınımları üzerine modüle etmesi kaçınılmazdı. Kişiler bir alan içinde, parçalı ettiği alan kuvvetleri üzerinde groteski anlamalı öznel bindirişleri vardı. İşte bu öznellikti.

Bunlar beslenme ve güvenlik karşılanmasında vs. doğan bindirişlerdi. Bu bindirişlerin eylemleri içinde aynı belirlemeli eylemler birbirine eklendi. Farklı olan bindirişlerin de birbirinde çıkarılan rastlaşma yapmaları kaçınılmazdı.

Bir alan içinde kişi özneler sosyal özne ve toplumsal özne olmakla, yeni alanın inşasını yaparlar. Totem süreç kolektif bir sosyal alanlı zemin hareketiydi. Toplumlar ise üreten zemin hareketi referansıyla olan kolektif inşalardı. Kolektif zemin kulvarına giren kişi artık yalın ve tek benci kişi değildi.

Kolektif kulvarlı zaman geri dönmezdi. Köprünün altında çok su akmıştı. Böylesi yalın bir kişinin de ne insan olması; ne uygarlık başlatması olası değildi. Kolektif kulvarlı kişi aynı zamanda da özgecil kişiydi. Özgecil kişi tek benci özneden çok çok farklıydı, ama tek benci öz korunuyordu.

Yeni inşa yeni yalıtım bilinci tek benci öze göre ama tek benci öz içinde olmayan, sosyo toplumsa kuvvet etkileşimlerinden doğuyordu. Bunları görüp bilmedikten sonra güncel düzlemde olup biteni görüp anlamakla sağlıklı bir ıraksama yakınsama yapmak olanaklı değildir. Ancak bu durumda temel üzerinde temeli anmadan söylenen inandırma üzerinde olanaklı bir yanılsama anlaması olur.

Üreten kolektif alan içinde, kolektif alana rağmen sosyal alan kendi totemi inşa alışkanlıklarını sürdürmekle toplumsal alandan az çok ayrışan bir yoğunluğa sahipti. Pekiyi bu neden böyleydi?

Tıpkı evrensel başlangıç içinde genleşmenin ışık hızından ve kütle çekim kuvvetinden çok hızlı olduğu bir zaman aralığı gibi; kolektif devinim kuvveti de sosyal devinimden çok hızlıydı.

Kolektif kuvvet sosyal sentez ile ortaya çıkmıştı. Sosyal alan belli bir nüfus sınırlaması içinde toplum gibi çok fazla üstel durumla ve üstel durumlar belirsiziyle olamıyordu. Ya da belli nüfus sayısına bağlı alan yönünde olan kolektif kuvvetler birleşmesine, sosyal sentez diyorduk.

Üreten ilişkiler nedenle çok parçalı çok köklü mantık olan toplum; sosyal alanın tek biçim mantığına kavranmaz, geliyordu. Sosyal alan toplumsal alana göre çok yavaştı. Sosyal alanın sağlatma üzerine teamülleriyle; gelenek, görenek, inanca dek müktesebatları vardı.

Toplumun bilgisi üretim bilinci vardı. Sosyal alan bu muhafazakar ve gerici tutum içindeyken giderek köleci sistemle birlikte sosyal anlayışlı din içinde olacaktı. Bu nedenle sosyal ıra doğada sağlatan avcı toplayıcı düzlem ilişkileriydi.

Sadece din köleci sistem ilişkilerinin manifestosuydu. Ve köleci deklarasyonun gelenek görenek ve müktesebatlarına dek sosyal alan inançlarıydı. Yani din ve sosyal alan üreten ilişki dışındaki, başka düzlemin ilişkileriydi. Sosyal alan üreten sistemin hızında değildiler. Sosyal alan geri kalan zaman, geri kalan saattiler. Sosyal alan üreten topluma karşı yaya kalıp bunlar toplumsal süreci yavaşlatıyordu.

Kısacası sosyal alan şimdiki süreçler ilişkili olmaktan çok kolektif şemsiyeli kişi sosyolojisidir. Şimdiki süreci tüketmekle de şimdi içinedir. Algı olarak ruh olarak duygusal ve daha geridedir. Işığın 14 milyar yıl önceki evren durumunun bilgisini taşıyan ışık seyahati gibi sosyal ruhla yola çıkıp; bu gün bize gelen ışığın evrene ait 14 milyar yıl öncesini göstermesi gibi sosyal ruh ta sosyal dünyaya ait algının ve bir yorum inancı içindedir.

Sosyal alanın gelenek, görenek, inanç ve dinleri de geride gelen hız ile kolektif sürecin başlangıcını ve daha öncesine ait izler taşımakla sosyal gelenekler izlerle dolu bilgiyi taşımakla geçmişi aydınlatan ışık demetleri olmaktadırlar. Işık kendisinden kat be kat fazla olan genleşme içinde geride gelen bir hızdı. Geriden gelen sosyal hız, ışık gibi evren başlangıcını geçmiş zaman ilişkilerini taşıyan bir müktesebattı.

İlk kavga mal yüzündendi. Habil-Kabil söylemli sembol dili içinde sosyal bir kolektif yapıdan dönüşen ortaklaşmadan kopan özelleştirme nedenle, mal kavgası vardı. Bu travma Habil Kabil söylemi içindeki toplumsal sürecin sosyal hafızaya göre geçmişin semboller ve inanç diliydi.

Âdem de avcı toplayıcı süreçten kolektif sürece (üreten sürece) geçen kolektif hafızanın ilk insan tipini izah etmeyi sosyal dilde anlatan geride gelişiyle sosyal hafızanın söylemiydi. Şimdinin semboller dili olan sözlü tarihsel bilinçti.

Yani sosyal alan 60, 100, 150 kişilik üstel durumlu bir çarpandı. Oysa toplum günümüzde 8 milyar kişilik çarpanla üstel durumla birim zamanı niceliyordu. Bu nedenle sosyal alan yeteneği üreten ilişkili toplumsal alandan geri kalıyordu. Üreten alan sosyal alandan hızlı genişleyip genleşen dönüşmeydi.

Bu nedenle sosyal alan toplumsal devinmeyi anlamaktan öte içinde olduğu gelişmişliği, genleşmiş üreten evreni kavrayamıyordu. Üreten evreninden geri kalıyordu. İçine doğulan toplumsal ilişki; bu yapı içine doğan kişinin normaliydi. Kişi normali içinde olmakla hızlı geçilen toplum zamanını sosyal akıl ile kavrayamıyordu.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1234SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  İbrahim Değerli
3 .  Gülüm Çamlısoy
4 .  Berat Uyanık
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.